9 Mayıs 2018 Çarşamba

Afrodisias


Aradan tam 19 yıl geçtikten sonra yine yolum bu muhteşem şehre düştü. İşte karşınızda büyüleyen kent Afrodisias…
19 yıl sonra Afrodisias ziyareti
19 yıl önce ODTÜ Endüstri ürünleri Tasarımı okurken, üretim gezisinde gelmiştik Afrodisias’a. O kadar hayran kalmıştık ki, üç arkadaş (Sevda, Ece ve ben), antik kentin rölevelerini kütüphanelerden bulmuştuk. Bilgisayar dersi projesi olarak 3 boyutlu ayağa kaldırmış ve içinde gezinen animasyonlar hazırlamıştık. O zamanın teknolojisini düşünürsek hiç de fena olmamıştı. Bugün bile projemizi beğeniyor hatta gurur duyuyorum.

Bu Pazar da uzun yıllardır bir daha gidemediğim bu muhteşem mekana tekrar gitmek için niyet ettim. Deli gibi yağmur yağdı, memleketi sel aldı; sabah uyku sersemi yere kapaklandım, fotoğraf makinamın lensi kırıldı ama olsun. Azmetmiştim, gidecektim.

Birazdan göreceğiniz fotoğrafların bazıları karanlık ne yazık ki, sebebi işte hep bu hava muhalefeti. Biz açık havada gezerken yağan, kapalı alana müzeye girince mis gibi güneş açan yaramaz bahar havası...

Turumuzda aldığım tüm arkeolojik bilgileri burada yazacağım. Çok fazla tarih bilgisi beni açmaz derseniz resimlerle devam etmenizi öneririm :) Turumuz Ebruli Turizm, rehberimiz de Doç.Dr.Nezih Aytaçlar’dı, o yüzden epey güzel bilgi topladım.

Biraz ön bilgiyle başlayalım: Aphrodisias, aşk tanrıçası Afrodit’e adanmış bir şehir. Ancak, Afrodisias’taki Afrodit,  seksi bir aşk tanrıçasından çok ana tanrıça Kibele gibi.  
(Internetten) Afrodisias Müzesi, Afrodit. Daha çok anne özelliği ile tanımlanmış

KARLARIN KENTİ
Bu bölgenin adı Karya, halkı da Karlarmış. Karlar, bölgede ezelden beri var olduklarını söylerlermiş. Oranın yerleşik halkıymış, kendilerine özel dilleri (Karca) varmış ve Yunan dili hakim olana kadar kendi dillerini kullanmışlar. Karlar, kendi içlerine kapalı bir toplummuş, kimseyi içlerine almazlarmış, arazinin yapısı da onların kültürlerini korumalarına yardım etmiş.

Karya (Kayra) gel zaman git zaman, Türkler gelince; K’nin G okunmasıyla Geyre olmuş ki, Geyre bugün orada bulunan köyün de adı.



CİLVELİ AFRODİT VE HİKAYESİ

Verimli bir ovada yer alan bu küçük yer nasıl olmuş da antik çağın en büyük yerleşimlerinden (80-90.000 nüfus) biri olmuş derseniz hikaye şöyle:

O zamanın büyük medeniyeti Romalılar, kendilerine Anadolu’da bir kök aramaktadırlar. Kendilerini Anadolu’lu Afrodit’in çocukları kabul ederler.  Bu da mitolojik bir hikayeye dayanır: Afrodit bir ölümlü olan Ankhises ile beraber olur. Bu birliktelikten de ileride Roma'nın kurucusu olacak olan Aeneas doğacaktır. Afrodit sevgilisine aralarında geçenleri kimseye söylememesini tembihler ama delikanlı çenesini tutamaz. Sonunda çarpılır ve felç olur. Aeneas, büyüdüğünde babasını bırakmaz ve Truva yangınından kaçarken yatalak babasını da sırtlayarak Roma’ya göçer.

Romalılar bu hikaye ve duydukları bir kehanet  nedeniyle adını Afrodit’ten alan bu kenti çok önemser ve adeta kente doping yaparlar. Kenti 40-50yıl gibi kısa bir sürede eyaletin merkezi ve bölgenin en önemli kenti haline getirirler. Oradaki mevcudiyetlerini abartılı eserlerle ortaya koyarlar. Bu aslında Roma'nın, Asia Minor (Anadolu’da) “ben de varım!” demesidir. MÖ100’den MS400’e kadar bu durum böyle sürer.
Heykeltraşlığın merkezi Afrodisias

Mermer ocaklarının dibinde olan Afrodisias, heykelciliğin merkezi olur ve üst düzey heykel sanatının örneklerini üretir. Kendi heykelcilik okulu, heykeltıraşlık yarışmaları olan şehir, adeta heykel işçiliğiyle şov yapar, bu sanat abartılı bir gösteriş içinde kullanılır.
Detaylardaki ustalık
MS400’lerde; Hristiyanlık serbest hale gelir ve imparatorluğun dini paganlıktan Hristiyanlığa değişir. Zamanla şehrin de adı değişir: Stavropolis olur. Ama bu tarihten sonra şehir artık gerilemeye geçer. Bölge deprem bölgesidir.

Bir süre sonra Türkler gelir ve Türk köyü olur: Geyre. 1960’ta, aşağıda okuyacağınız hikayeden az sonra deprem riskiyle köy taşınır ve eski köy alanı kazı alanına dönüşür.

ARA GÜLER VE KEŞFİ

Geyre köyü ile ilgili en ilginç anı, kuşkusuz Ara Güler’e ait. Ara Güler, 1950’nin sonlarında, bölgede foto muhabirliği yaparken gece karanlığında yolunu kaybetmiş ve yanlışlıkla Geyre köyüne ulaşmış. Köyde sabah uyandığında gözlerine inanamamış, çünkü köy tümüyle antik kentin içindeymiş. Eşekler sütunlu yolların üzerinde yürüyor, evler sütun başlarıyla tamamlanıyor, köyün erkekleri bir zamanlar muhtemelen imparator locası olan mermer bankın üzerine oturmuş, köy meydanında sohbet ediyorlarmış. Lahitler yalak olmuş. Bu şaşırtıcı fotoğrafları oradaki sergide veya Afrodisias çığlığı kitabında görebilirsiniz.

Köyün erkekleri, mermer bankta sohbet ederken
Ancak rehberimiz, Ara Güler’in Afrodisias’ı keşfettiği söylentisinin doğru olmadığını, kentin 17.yy’dan beri zaten bilindiğini aktarıyor. Güler’in faydası şu olmuş: fotoğraflar Magnum foto ajansı sayesinde tüm dünyaya dağılınca, dünya çapında ses getirmiş ve unutulan bu kentin hatırlanması sağlanmış. New York Üniversitesi Afrodisias’ın değerli arkeoloğu Kenan Erim’le kazıyı başlatmış. Kenan Erim ölünce kazıyı Oxford Üniversitesi devralmış.  Afrodisias demek Kenan Erim demek, bu emeklerinin karşılığı olarak da ünlü arkeolog öldükten sonra Bakanlar Kurulu kararı ile Afrodisias’a gömülmüş

Bugün Koç Vakfı’nın büyük yardımları sayesinde müze ve ören yeri tertemiz, düzenli ve oldukça güzel durumda. Hala kazılar devam ediyor.

Şehirde ilk girişte bizi lahitler karşılıyor. Rehberimiz anlatıyor: Paran kadar lahitin var. Gerçekten de lahitlerin üzerindeki işçilik farkı, zengin ve fakir lahit sahibi merhum hakkında bize bilgi veriyor.
Basit bir lahit

Çok daha süslü bir lahit

İkinci durak Sebastion. MS20-60. Muhteşem bir yapı. Roma imparatorluğunun haşmetini anlatıyormuş. Tören yolu ve iki yanında 3 katlı portiko var. Koç Vakfı, yapının küçük bir kısmını orijinal haline getirmiş. Tüm sütunların arasında kabartmalı paneller varmış.
Sebastion

Bir sonraki durak, benim favorim olan Tetrapilon. Tam olarak işlevi bilinmiyor. Çünkü kapı gibi görünmesine rağmen geçit vermesi gereken bir yer yok.
Tetrapilon-Yağmurda ayrı güzel

Güneş açınca ayrı güzel

Ve stadyum. Sadece Türkiye’de değil, dünyada en iyi korunmuş stadyum olduğu söyleniyor. 

Gladyatör girişi ve yuvarlak dövüş alanı
30.000 izleyici kapasiteli, uzun kenarları, seyircinin birbirinin görüşünü engellememesi için  içbükey tasarlanmış.. Atletizm yarışları, disk atma, cirit atma, heykeltıraşlık yarışmaları burada yapılırmış. Son zamanlarda küçük bir bölümü ayrılmış ve burada gladyatörler ve vahşi hayvan gösterileri düzenlenmiş. Gladyatörlerin giriş kapıları hala görünüyor. İmparatorun tam ortada yer alan locası da hala ayakta. İç uzunluğu 190 m.

Afrodit Tapınağı
Oldukça bozulmuş bir yapı: tapınak
Tapınak MS200 yılında yapılmış. Muhtemelen öncesinde orada yine bir ibadethane bulunuyormuş. Önce tapınak halindeyken sonra Hristiyanlıkla beraber MS.5 yy uzatılarak kiliseye dönüştürülmüş. Ancak bu esnada epey bozulmuş. Orijinalinde ahşap ve kiremit çatılı olan eserden bugün geriye sadece sütunlar kalmış.

Hamam

Hamam, sosyal yaşamın önemli bir parçasıymış. Sadece yıkanmak için değil, sosyalleşmek sohbet etmek için de uzun saatler geçirilen bir yermiş. Kent büyük olduğu için kadın ve erkek hamamı bulunuyor. Hatta birden fazla hamam var şehirde.

Hamamın sıcaklık, ılıklık ve soğukluk kısımları bulunuyormuş, hala da görülebilir. Hamamlar yerden ısıtılıyormuş.

Odeon
Meclis toplantı salonu
Meclis toplantıları ve küçük konserler için hizmet veren küçük bir amfi tiyatro. 1000 kişilik. Zemininde çok güzel bir mozaik varmış ancak korunması için örtülmüş.

Tiyatro
Otuma alanı, sadece bir kısmı
MÖ 1.yy. Muhteşem bir yapı daha. Tahminen 10.000 veya daha da üst katları varsa 20.000 kişilik bir tiyatro yapısı. Orkestra denilen zemin kısmında gösteriler yapılırmış. Sonra Roma döneminde gösteriler üstteki podyumda yapılmaya başlanmış. İlerleyen zamanlarda da (MS2.yy) orkestra denilen zemin kısım yeniden düzenlenmiş;  vahşi hayvan ve gladyatör müsabakaları için kullanılmış.
Podyum ve aşağıda orkestra. Orkestraya açılan vahşi hayvan girişleri

Tiyatroda ilginç yazılara da rastlanıyor. “Burası benim yerim” tarzındaki yazılar ve vakit geçirirken sıkılmamaları için yere çiziktirilen oyunlar bulunuyor. “Burası yeşillerin yeri”(bugünkü Fenerbahçe Galatasaray gibi), “Burası Tanrıya inananların yeri” (Yahudiler yazmış) gibi herkes kendine bir yer tutmuş. En esprilisi de bulunan “koca popolunun yeri” benzeri bir ibare.
Tahta oyunları gibi

Oturma yerlerinin üzerindeki yazılar


Müze
Üç boyutlu muhteşem filozof kabartması
Normalde müze gezerken sıkılırım ama Afrodisias müzesi muhteşem. Afrodisias’ta heykelcilik tavan yapmış.
İşin ilginç yanı da bu sektör, neredeyse fabrikasyon gibiymiş. Heykel bedenleri yaklaşık aynı tarzda olurmuş. Yani kıyafetin duruşu, elin ayağın duruşu için baştan “Amerika’yı keşfetmezler”, standart formatta yaparlarmış. Atölyede heykel bedeni yapılırmış ve beklermiş. Sonra “benim de bir heykelim olsun” diyen zengin zatın başı işlenip, hazır bedene monte edilirmiş :)
Heykel bedeni
Bu arada zengin hayırseverler, Afrodisias için çok önemli çünkü pek çok icraat onların bağışlarıyla yapılırmış.
Tiyaronun esin perisi- Muse'lar ve maskeleri

Müzeyi gezerseniz güzel örneklerin yanı sıra muhtemelen öğrencilerin çalışmaları olan taslak heykellere de rastlayacaksınız. Mavi bir at var ki muhteşem heybetli.  
Mavi at
Afrodisias’ı gezerken yüzyıllar öncesinde böyle bir mimariyi, böyle ustalık gerektiren sanatları nasıl yapabildiklerine çok şaşırdım. Bir yandan da aynı coğrafyada, çok daha iyi imkanlara, teknolojiye sahipken;  yüzyıllar sonra ne kadar zevksiz şehirlerde, özensiz binalarda yaşadığımızı düşündüm. Kaçak katlarla, zevksiz mimarilerle, sonsuz beton ve boyasız apartmanlarla dolu şehirlerimizi en azından hafta sonları bırakalım. Tarihe dönüp bakalım. Bu topraklar sınırsız yetenekler yetiştirmiş, demek ki yine yeniden yapabiliriz.

Sevgiler ve Afrodisias’a yolunuz düşerse iyi gezmeler…
  
Antik bankta bu kez ben dinlenirken...




0 yorum:

Yorum Gönder