Aradan tam 19 yıl geçtikten sonra yine yolum bu muhteşem
şehre düştü. İşte karşınızda büyüleyen kent Afrodisias…
19 yıl sonra Afrodisias ziyareti |
19 yıl önce ODTÜ Endüstri ürünleri Tasarımı okurken, üretim
gezisinde gelmiştik Afrodisias’a. O kadar hayran kalmıştık ki, üç arkadaş (Sevda, Ece ve ben), antik
kentin rölevelerini kütüphanelerden bulmuştuk. Bilgisayar dersi projesi olarak 3
boyutlu ayağa kaldırmış ve içinde gezinen animasyonlar hazırlamıştık. O zamanın
teknolojisini düşünürsek hiç de fena olmamıştı. Bugün bile projemizi beğeniyor
hatta gurur duyuyorum.
Bu Pazar da uzun yıllardır bir daha gidemediğim bu muhteşem
mekana tekrar gitmek için niyet ettim. Deli gibi yağmur yağdı, memleketi sel
aldı; sabah uyku sersemi yere kapaklandım, fotoğraf makinamın lensi kırıldı ama
olsun. Azmetmiştim, gidecektim.
Birazdan göreceğiniz fotoğrafların bazıları karanlık ne
yazık ki, sebebi işte hep bu hava muhalefeti. Biz açık havada gezerken yağan,
kapalı alana müzeye girince mis gibi güneş açan yaramaz bahar havası...
Turumuzda aldığım tüm arkeolojik bilgileri burada yazacağım.
Çok fazla tarih bilgisi beni açmaz derseniz resimlerle devam etmenizi
öneririm :) Turumuz Ebruli Turizm, rehberimiz de Doç.Dr.Nezih Aytaçlar’dı, o yüzden epey
güzel bilgi topladım.
Biraz ön bilgiyle başlayalım: Aphrodisias, aşk tanrıçası
Afrodit’e adanmış bir şehir. Ancak, Afrodisias’taki Afrodit, seksi bir aşk tanrıçasından çok ana tanrıça Kibele gibi.
(Internetten) Afrodisias Müzesi, Afrodit. Daha çok anne özelliği ile tanımlanmış |
KARLARIN KENTİ
Bu bölgenin adı Karya, halkı da Karlarmış. Karlar, bölgede
ezelden beri var olduklarını söylerlermiş. Oranın yerleşik halkıymış,
kendilerine özel dilleri (Karca) varmış ve Yunan dili hakim olana kadar kendi
dillerini kullanmışlar. Karlar, kendi içlerine kapalı bir toplummuş, kimseyi
içlerine almazlarmış, arazinin yapısı da onların kültürlerini korumalarına
yardım etmiş.
Karya (Kayra) gel zaman git zaman, Türkler gelince; K’nin G
okunmasıyla Geyre olmuş ki, Geyre bugün orada bulunan köyün de adı.
CİLVELİ AFRODİT VE
HİKAYESİ
Verimli bir ovada yer alan bu küçük yer nasıl olmuş da antik
çağın en büyük yerleşimlerinden (80-90.000 nüfus) biri olmuş derseniz hikaye
şöyle:
O zamanın büyük medeniyeti Romalılar, kendilerine Anadolu’da
bir kök aramaktadırlar. Kendilerini Anadolu’lu Afrodit’in çocukları kabul
ederler. Bu da mitolojik bir hikayeye
dayanır: Afrodit bir ölümlü olan Ankhises ile beraber olur. Bu birliktelikten
de ileride Roma'nın kurucusu olacak olan Aeneas doğacaktır. Afrodit sevgilisine
aralarında geçenleri kimseye söylememesini tembihler ama delikanlı çenesini
tutamaz. Sonunda çarpılır ve felç olur. Aeneas, büyüdüğünde babasını bırakmaz
ve Truva yangınından kaçarken yatalak babasını da sırtlayarak Roma’ya göçer.
Romalılar bu hikaye ve duydukları bir kehanet nedeniyle adını Afrodit’ten alan bu kenti çok
önemser ve adeta kente doping yaparlar. Kenti 40-50yıl gibi kısa bir sürede
eyaletin merkezi ve bölgenin en önemli kenti haline getirirler. Oradaki
mevcudiyetlerini abartılı eserlerle ortaya koyarlar. Bu aslında Roma'nın, Asia
Minor (Anadolu’da) “ben de varım!” demesidir. MÖ100’den MS400’e kadar bu durum
böyle sürer.
Heykeltraşlığın merkezi Afrodisias |
Mermer ocaklarının dibinde olan Afrodisias, heykelciliğin merkezi
olur ve üst düzey heykel sanatının örneklerini üretir. Kendi heykelcilik okulu,
heykeltıraşlık yarışmaları olan şehir, adeta heykel işçiliğiyle şov yapar, bu sanat
abartılı bir gösteriş içinde kullanılır.
Detaylardaki ustalık |
MS400’lerde; Hristiyanlık serbest hale gelir ve
imparatorluğun dini paganlıktan Hristiyanlığa değişir. Zamanla şehrin de adı
değişir: Stavropolis olur. Ama bu tarihten sonra şehir artık gerilemeye geçer. Bölge
deprem bölgesidir.
Bir süre sonra Türkler gelir ve Türk köyü olur: Geyre. 1960’ta,
aşağıda okuyacağınız hikayeden az sonra deprem riskiyle köy taşınır ve eski köy
alanı kazı alanına dönüşür.
ARA GÜLER VE KEŞFİ
Geyre köyü ile ilgili en ilginç anı, kuşkusuz Ara Güler’e
ait. Ara Güler, 1950’nin sonlarında, bölgede foto muhabirliği yaparken gece
karanlığında yolunu kaybetmiş ve yanlışlıkla Geyre köyüne ulaşmış. Köyde sabah
uyandığında gözlerine inanamamış, çünkü köy tümüyle antik kentin içindeymiş.
Eşekler sütunlu yolların üzerinde yürüyor, evler sütun başlarıyla tamamlanıyor,
köyün erkekleri bir zamanlar muhtemelen imparator locası olan mermer bankın
üzerine oturmuş, köy meydanında sohbet ediyorlarmış. Lahitler yalak olmuş. Bu şaşırtıcı
fotoğrafları oradaki sergide veya Afrodisias çığlığı kitabında görebilirsiniz.
Köyün erkekleri, mermer bankta sohbet ederken |
Ancak rehberimiz, Ara Güler’in Afrodisias’ı keşfettiği söylentisinin doğru
olmadığını, kentin 17.yy’dan beri zaten bilindiğini aktarıyor. Güler’in faydası
şu olmuş: fotoğraflar Magnum foto ajansı sayesinde tüm dünyaya dağılınca, dünya
çapında ses getirmiş ve unutulan bu kentin hatırlanması sağlanmış. New York
Üniversitesi Afrodisias’ın değerli arkeoloğu Kenan Erim’le kazıyı başlatmış.
Kenan Erim ölünce kazıyı Oxford Üniversitesi devralmış. Afrodisias demek Kenan Erim demek, bu
emeklerinin karşılığı olarak da ünlü arkeolog öldükten sonra Bakanlar Kurulu
kararı ile Afrodisias’a gömülmüş
Bugün Koç Vakfı’nın büyük yardımları sayesinde müze ve ören
yeri tertemiz, düzenli ve oldukça güzel durumda. Hala kazılar devam ediyor.
Şehirde ilk girişte bizi lahitler karşılıyor. Rehberimiz
anlatıyor: Paran kadar lahitin var. Gerçekten de lahitlerin üzerindeki işçilik
farkı, zengin ve fakir lahit sahibi merhum hakkında bize bilgi veriyor.
Basit bir lahit |
Çok daha süslü bir lahit |
İkinci durak Sebastion. MS20-60. Muhteşem bir yapı. Roma
imparatorluğunun haşmetini anlatıyormuş. Tören yolu ve iki yanında 3 katlı
portiko var. Koç Vakfı, yapının küçük bir kısmını orijinal haline getirmiş. Tüm
sütunların arasında kabartmalı paneller varmış.
Sebastion |
Bir sonraki durak, benim favorim olan Tetrapilon. Tam olarak işlevi bilinmiyor. Çünkü kapı gibi görünmesine rağmen geçit vermesi gereken bir yer yok.
Tetrapilon-Yağmurda ayrı güzel |
Güneş açınca ayrı güzel |
Ve stadyum. Sadece Türkiye’de değil, dünyada en iyi korunmuş
stadyum olduğu söyleniyor.
Gladyatör girişi ve yuvarlak dövüş alanı |
30.000 izleyici kapasiteli, uzun kenarları,
seyircinin birbirinin görüşünü engellememesi için içbükey tasarlanmış.. Atletizm yarışları, disk
atma, cirit atma, heykeltıraşlık yarışmaları burada yapılırmış. Son zamanlarda
küçük bir bölümü ayrılmış ve burada gladyatörler ve vahşi hayvan gösterileri
düzenlenmiş. Gladyatörlerin giriş kapıları hala görünüyor. İmparatorun tam
ortada yer alan locası da hala ayakta. İç uzunluğu 190 m.
Afrodit Tapınağı
Oldukça bozulmuş bir yapı: tapınak |
Tapınak MS200 yılında yapılmış. Muhtemelen öncesinde orada
yine bir ibadethane bulunuyormuş. Önce tapınak halindeyken sonra Hristiyanlıkla
beraber MS.5 yy uzatılarak kiliseye dönüştürülmüş. Ancak bu esnada epey
bozulmuş. Orijinalinde ahşap ve kiremit çatılı olan eserden bugün geriye sadece
sütunlar kalmış.
Hamam
Hamam, sosyal yaşamın önemli bir parçasıymış. Sadece
yıkanmak için değil, sosyalleşmek sohbet etmek için de uzun saatler geçirilen
bir yermiş. Kent büyük olduğu için kadın ve erkek hamamı bulunuyor. Hatta
birden fazla hamam var şehirde.
Hamamın sıcaklık, ılıklık ve soğukluk kısımları bulunuyormuş,
hala da görülebilir. Hamamlar yerden ısıtılıyormuş.
Odeon
Meclis toplantı salonu |
Meclis toplantıları ve küçük konserler için hizmet veren
küçük bir amfi tiyatro. 1000 kişilik. Zemininde çok güzel bir mozaik varmış
ancak korunması için örtülmüş.
Tiyatro
Otuma alanı, sadece bir kısmı |
MÖ 1.yy. Muhteşem bir yapı daha. Tahminen 10.000 veya daha
da üst katları varsa 20.000 kişilik bir tiyatro yapısı. Orkestra denilen zemin
kısmında gösteriler yapılırmış. Sonra Roma döneminde gösteriler üstteki
podyumda yapılmaya başlanmış. İlerleyen zamanlarda da (MS2.yy) orkestra denilen
zemin kısım yeniden düzenlenmiş; vahşi
hayvan ve gladyatör müsabakaları için kullanılmış.
Podyum ve aşağıda orkestra. Orkestraya açılan vahşi hayvan girişleri |
Tiyatroda ilginç yazılara da rastlanıyor. “Burası benim
yerim” tarzındaki yazılar ve vakit geçirirken sıkılmamaları için yere
çiziktirilen oyunlar bulunuyor. “Burası yeşillerin yeri”(bugünkü Fenerbahçe
Galatasaray gibi), “Burası Tanrıya inananların yeri” (Yahudiler yazmış) gibi
herkes kendine bir yer tutmuş. En esprilisi de bulunan “koca popolunun yeri”
benzeri bir ibare.
Tahta oyunları gibi |
Oturma yerlerinin üzerindeki yazılar |
Müze
Üç boyutlu muhteşem filozof kabartması |
Normalde müze gezerken sıkılırım ama Afrodisias müzesi muhteşem.
Afrodisias’ta heykelcilik tavan yapmış.
İşin ilginç yanı da bu sektör, neredeyse fabrikasyon gibiymiş.
Heykel bedenleri yaklaşık aynı tarzda olurmuş. Yani kıyafetin duruşu, elin
ayağın duruşu için baştan “Amerika’yı keşfetmezler”, standart formatta
yaparlarmış. Atölyede heykel bedeni yapılırmış ve beklermiş. Sonra “benim de
bir heykelim olsun” diyen zengin zatın başı işlenip, hazır bedene
monte edilirmiş :)
Heykel bedeni |
Bu arada zengin hayırseverler, Afrodisias için çok önemli
çünkü pek çok icraat onların bağışlarıyla yapılırmış.
Tiyaronun esin perisi- Muse'lar ve maskeleri |
Müzeyi gezerseniz güzel örneklerin yanı sıra muhtemelen
öğrencilerin çalışmaları olan taslak heykellere de rastlayacaksınız. Mavi bir
at var ki muhteşem heybetli.
Mavi at |
Afrodisias’ı gezerken yüzyıllar öncesinde böyle bir
mimariyi, böyle ustalık gerektiren sanatları nasıl yapabildiklerine çok şaşırdım.
Bir yandan da aynı coğrafyada, çok daha iyi imkanlara, teknolojiye sahipken; yüzyıllar sonra ne kadar zevksiz şehirlerde,
özensiz binalarda yaşadığımızı düşündüm. Kaçak katlarla, zevksiz mimarilerle, sonsuz beton ve boyasız apartmanlarla dolu şehirlerimizi en azından hafta sonları bırakalım. Tarihe dönüp
bakalım. Bu topraklar sınırsız yetenekler yetiştirmiş, demek ki yine yeniden
yapabiliriz.
Sevgiler ve Afrodisias’a yolunuz düşerse iyi
gezmeler…
Antik bankta bu kez ben dinlenirken... |
0 yorum:
Yorum Gönder